Gıda sektörü olarak, diğer sektörlere oranla şanslı olmamıza rağmen, krizin etkileri bize de yansımıştır. Türkiye birkaç senedir çok hızlı büyümeye alışkın hale gelmiştir. Bir sene bile eksi büyüme olduğunda, bu durum şirketleri temelden sarsabilmektedir. Krizle birlikte, hane halkı gelirlerinde düşüş ve beraberinde tüketici talebinde daralma yaşanmaktadır. Hane halkı gelirlerinde yaşanan düşüş, tüketicinin ucuz ürünlere yönelmesine sebep olmuştur. Tüketicinin ucuz ürünlere yönelmesi de, kayıtdışı, sağlıksız, hiçbir standart gözetmeden ve denetimden uzak üretim yapan firmalara da fırsat doğurmuştur. Bu kayıtdışı durumun artışı, devlete vergi kaybı yaşatmasının yanı sıra, gıda güvenliği açısından halk sağlığının önündeki en büyük tehlikedir. Düşük kaliteli ve hileli ürünler ile tüketici aldatılmakta, haksız rekabet yapılmakta ve haksız kazanç elde edilmektedir. Kaliteli ürün üreten, belirli kalite standartlarını sağlamış ve kurumsal niteliğe sahip firmaların piyasalarda haksız rekabetle mücadele etmeleri zorlaşmaktadır. Satış noktalarının sadece fiyatının düşüklüğüne göre alım yapmaları neticesinde kalite farklılığı olan ürünler satılmakta ve bu tür ürün üretenler çoğalmaktadır. Markalı ürün satan, kaliteden ödün vermeyen firmalar bu haksız rekabet ortamında mücadele vermeye çalışırken, bazıları piyasadan bir bir kopmak durumda kalmış, geçen yıla göre istihdamda daralma yaşanmış ve kapasite kullanım oranları büyük oranda düşmüştür. 2001 krizinden sonra da “en ucuz ürün en çok satar” düşüncesiyle hareket eden perakende mağazaları ve semt pazarları, halkın alım gücünü bahane ederek sadece fiyatının ucuz olmasına bakarak hiçbir denetim ve standart aramadan ürün alımı yapmış ve tüketiciye sunmuştur. Devlet denetimlerinin yetersiz oluşu, talebin bu doğrultuda olması merdiven altı üretimi de artırmıştır. Aslına bakılırsa, şuan da 2001 krizine paralel gelişmeleri yaşamaktayız.
Özellikle gıda sektöründe düşük olan kar marjlarına karşın üreticinin üzerinde bulunan yüksek vergi ve istihdam maliyeti yükü, üretim açısından, kayıt dışılığa uygun olan gıda sektöründe haksız rekabet açısından en önemli problemlerdendir. Gıda sektörü, en çok istihdam sağlayan, katma değer yaratan ve hammaddesini yurtiçinden temin eden bir sektör olarak, sanayicimize yönelik çeşitli kolaylıkların sağlanması ülkemizin krizden daha çabuk çıkmasında faydalı olacaktır. Eğer ki belirli tedbirler alınmazsa sıkıntılar ve sektörde yer alan şirketler kepenk indirmeye devam edecektir.
Böyle bir ekonomik ortamda, nakit yaratma gücü düşük olan ekonomik varlıklara yatırım yapılmaması, operasyonel sabit maliyetlerin iyi kontrol edilmesi, verimsiz şirket operasyonlarının sonlandırılması, nakit akışı kontrollerinin etkin yapılması çok önemlidir.
Seçkin Onur olarak biz de, yaşanan global ekonomik krizden en az etki ile çıkabilmek için çeşitli önlemler aldık. Mesela, yatırımlarımızı kendi kaynaklarımız ile yapmaya devam ediyoruz, nakit akışımıza çok dikkat ediyoruz, ürünlerimizi marka yapma yolunda gerekli yatırımları kriz ortamında da yapmaya devam ediyoruz, giderlerimizi çok iyi takip ediyoruz, yalın yönetim konusunda da çalışmalarımıza başladık.
Sonuç olarak, yaşanan bu krizin de diğerleri gibi sonu olacaktır. Dünya ve Türkiye ekonomisi normale dönecek ve Avrupa ile Ortadoğu ticaret yollarının ortasında olmamızı, dinamik, girişimci firmalarımızın çok iyi değerlendireceğini düşünüyorum.
|